Affedilmeyen haram: Kul Hakkı


Rasul-i Ekrem Efendimiz (s.a.s.) hastalığının en şiddetli olduğu bir günde ashabıyla helalleşmeyi arzu etti. Bir taraftan Hz. Ali (r.a.)’ye diğer taraftan da Fazl bin Abbas (r.a.)’a dayanarak güçlükle ayağa kalktı ve mescide gitti. Minbere çıkıp oturdu. Hz. Bilal’e de (r.a.) şu emri verdi: “Halka ilan et, mescitte toplansınlar. Onlara vasiyet etmek isterim. Bu benim son vasiyetim olacaktır.” Hz. Bilal emri yerine getirdi. Bir anda toplanan halkı mescit almaz oldu.

Rasul-i Kibriya Efendimiz, Allah’a hamt ve senadan sonra ashabı kirama şöyle hitap etti:

“Ey insanlar! Sizden ayrılma vaktim oldukça yaklaşmıştır. Sizden birine vurmuşsam, işte sırtım gelsin vursun. Birinizin malını almışsam, gelsin hakkını alsın. Sakın hak sahibi, ‘Şayet kısas talebinde bulunursam, Rasulüllah bana darılır’ diye düşünmesin! Bilmelisiniz ki, benden hakkını isteyene darılmak benim fıtratımda yoktur. Benim yanımda en sevimliniz, hakkı varsa, gelip benden onu isteyen kimsedir. Yahut kakkını helal edendir. Ben Rabbimin huzuruna üzerimde kul hakkı olmadan varmak istiyorum…” (Tabakât, 2:255; Taberî, 3:191; İbn-i Kesîr, Sîre, 4:257.)

Kul hakkı her Müslüman için hassas konulardan biridir, kırmızı çizgilerindendir. Olmalıdır da… Bunun için çok duyarlı davranmalı ve pür dikkat kesilmelidir. Bir anne veya babanın çocuğuna herhangi bir zarar gelmesinden korkması gibi…

Zulme uğrayan insan sahipsiz olmadığını, Allah (c.c.)’ın yanında olduğunu ve bir gün mutlaka bu zulmün karşılıksız kalmayacağını bilerek biraz da olsa rahatlar. Zira kul hakkını ancak kul afeder. Müslüman her an uyanık hâlde olmalı ve ona göre hareket etmelidir. Çünkü her başlanan yeni gün yeni bir imtihandır.

Günümüzde daha sık karşılaştığımız kul hakkı ihlalleri, farkına varılamayacak derecede büyük boyutlara taşınmış durumda.
din hizmetleri- dini hikayeler
Umuma ait olan yol ve caddelere çöp atmak, gereksiz yere korna çalmak, egzoz gürültüsü çıkarmak, müziğin sesini fazla açarak insanları rahatsız etmek, kırmızı ışıkta geçmek, herhangi bir sırada sırasına riayet etmemek, gıybet etmek, devlete ve kamuya ait malları ücretini ödemeden kullanmak, adaletli davranmamak, hırsızlık yapmak, özellikle de yetim hakkı yemek gibi üzülerek söylemeliyiz ki sadece birkaçı olmuş durumda…

Hani dedik ya pür dikkat, işte bunu en güzel anlatan örneklerden birisi olan Bayezid-i Bistami’den nakledilen bir kıssaya kulak verelim:

Bayezid-i Bistami Hazretleri yağmurlu bir havada cuma namazına gitmek için evinden çıkmıştı. Sağanak hâlde yağan yağmur, yolu çamur hâline getirmişti. Yağmur bitinceye kadar bir evin duvarına dayandı. Çamurlu ayakkabılarını duvarın taşlarına sürerek temizledi. Yağmur yavaşlayınca camiye doğru yürüdü. Bu sırada aklına evin duvarını kirlettiği geldi ve üzülerek;

“Ev sahibi ile helalleşmeden nasıl cuma namazı kılabilirsin? Başkasının duvarını kirletmiş olarak nasıl Allah (c. c.)’ın huzurunda durursun?” diye düşündü ve geri dönüp o evin kapısını çaldı.

Kapıyı açan ev sahibi: “Buyurun bir arzunuz mu var?” diye sorunca: “Sizden özür dilemeye geldim.” dedi. Adam hayretle; “Ne özrü?” diye sordu. Bayezid-i Bistami de: “Biraz önce duvarınızı elimde olmadan çamurlu ayakkabılarımı temizlemek maksadıyla kirlettim. Bu doğru bir hareket değil. Yağmurun şiddeti bu inceliği unutturdu.” deyince, Adam daha da hayretle: “Peki ama ne zararı var? Zaten duvarlarımız çamur içinde. Sizin ayağınızdan oraya sürülen çamur bir çirkinlik veya kabalık meydana getirmez.” dedi. Bayezid-i Bistami: “Doğru ama bu bir haktır ve sahibinin rızasını almak lazımdır." diye cevap verdi. Adam: “Size bu inceliği ve kul hakkına bu derece saygılı olmayı dininiz mi öğretti?” diye sorunca: “Evet dinimiz ve bu dinin Peygamberi olan Muhammed Aleyhisselam öğretti.” diye cevaplandırdı. Adam bu durumdan oldukça etkilenmiş olsa gerek:

“O hâlde biz niçin bu dine girmiyoruz?” diyerek kelime-i şehadet getirip Müslüman oldu.

Kul acele etmeli, kimlerin bana hakkı geçti acaba diye düşünerek muhasebe yapmalı ve gururunu bir tarafa bı- rakarak kimden olursa olsun helallik almalıdır. Hem de yarına bırakmayarak… Artık geçti, unutmuştur veya çok zaman geçti gibi düşüncelere kapılmayarak harekete geçilmelidir. Zira samimi Müslüman için Peygamberimiz (s.a.s.)’in hadis-i şerifi hak yemenin ne kadar büyük bir yanlış olduğunu bizlere göstermektedir;

“Kim bir kul hakkı yemişse derhal o kardeşi ile helalleş- sin. Çünkü (kıyamet günü) dirhem de geçmez, dinar da. Böyle olunca o (hak yiyen) kişinin sevapları alınır o adama yüklenir. Eğer sevapları yoksa o hakkını yediği adamın günahları buna yüklenir.” (Buhari, Rikak, 48.)




 

Kaynak: DinHizmetleri.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol