Selçuklu'dan Bacıyan-ı Rum'a Kadınlar

Türklerin İslam’ı kabul etmesinden sonra dine ters düşmeyen bazı gelenekleri devam eder. Kadın konusu da böyledir. Ancak bazı anlayışlar da değişmiyor değil. İslam sonrası Türklerde kadın denilince bilinen iki dönemden biri Selçuklular, diğer Osmanlılardır. Selçuklular döneminde hanedanlara mensup kadınlar, özellikle siyasi ve idari hayatta ağırlıklarını hissettirmişlerdir. Hatunlardan bazıları sarayda sultanın yanında değil, geçici veya devamlı olarak başka bir şehirdeki sarayda kalmışlardır. Sultanla birlikte otursun veya oturmasın hatunun emrinde küçük çaplı idari ve askerî bir teşkilat, özel bir hazine, özel bir vezir ve diğer görevliler bulunmaktaydı. Hatunlar gerektiğinde bulundukları yerden ayrılarak sultanın yardımına gidiyordu. Terken unvanı ile anılan bu hatunların kendilerine ait yurtlukları, divan teşkilatları, askerleri ve önemli gelirleri olan hazineleri vardı.

Ailede anne nüfuz sahibidir ve görüşleri dikkate alınmaktadır. Fakat Anadolu’ya gelindikten sonra devlet sisteminde birtakım değişiklikler yapılmış tır. Mesela Büyük Selçuklularda olduğu gibi büyük toprak parçaları “ıkta” artık kadınlara verilmez, idari konulardaki rolleri en aza indirgenmiş, aşiretler parçalanarak toprağa iskân edilmeye başlanmıştır. Bu dönemde kadınlar, hanedanlar arasında yapılan evliliklerde başrolü oynamaya başlamıştır ki yapılan evlilikler siyasi amaçlarla yapılırlar. Bu ise Hanedan üyesi hatuna yapılan bir haksızlık ya da kötü muamelenin o hatunun ailesine yapılmış bir hakaret olarak algılanmasına ve bu durumun iki devlet arasında krize neden olurdu. Bazen etraftaki devlet sultanlarının kızlarıyla evlilikler yapılarak barış ortamı oluş turulmuştur.

Saltanat dışındaki kadınların durumuna gelince; evin işleri, çocuk bakımı ve yetiştirme yanında, tarımda eşinin yardımcısı, el sanatlarıyla da aile bütçesine ve ekonomiye katkısı kaçınılmazdı.

Osmanlı döneminde ise kadın, aileyi oluşturan en önemli unsurlardan biriydi. Kadının ailede anne olarak yeri her zaman ön planda ve tartışılmaz bir konumda olmuştur.
Özellikle kuruluş döneminde konar-göçer bir kültüre sahip olan Türk toplumunda kadınlar, sosyal hayatın içerisinde erkeklerle birlikte daha etkin bir görüntü çizmişlerdir; yaylaya gidiş ve dönüşlerdeki tüm düzenlemeleri de yönetmiş lerdir. Bu döneme ait kadın örgütü Bacıyan-ı Rum teşkilatı ile toplumsal hayatın ayrılmaz bir parçasını oluşturmuşlardır.

Anadolu Selçukluları döneminde kurulan bu teşkilat varlığını Osmanlı devletinin ilk yılları na kadar devam ettirmiştir. Kadınların üretimde ve sosyal hayatta organize olmasını sağlayan bu teşkilatın, Anadolu’daki Ahilik teşkilatının kurucusu olan Ahi Evren’in eşi Fatma Bacı tarafından kurulduğu tahmin edilmektedir. Kuruluş ve çalışma şekli ne olursa olsun, öyle anlaşılıyor ki bacılar teşkilatı, toplumda boşluğu ve eksikliği hissedilen bir konuda, düşünülerek ortaya çıkarılmış bir teşkilattı.

Bektaşi menkıbelerinde bahsedilen Fatma Ana (Kadıncık Ana) ve faaliyetleri ile eski kayıtlarda Kız Bacı, Ahi Ana, Sakari Hatun, Hacı Fatma, Sume Bacı isimli zaviye tesis edenleri ve şeyhlerine rastlanması bu teşkilatın oldukça yaygın olduğunu göstermektedir. Bacıyan-ı Rum teşkilatı içerisinde olan kadınlar tıpkı Ahilikte olduğu gibi sanatlarını gelenek hâ linde sürdürmüşlerdir. Türk kadınları uç bölgelerde savaşlara da katılmışlardır. Ahilere ait tekke ve zaviyelerde misafir edilen ve barındırılan insanların ağırlanmaları da bunlara aittir. Kimsesizlerin ve yoksulların barındırılması, misafirlerin ağırlanması, kızlarla imece usulü birtakım iş lerin yürütülmesi onların gö- revleri arasında olduğu gibi bacı teşkilatı üyesi olan genç kızlar ve kadınlar erkeklerle birlikte zikir, sema ve sohbet meclislerinde de bulunmuş lardır. Kuruluş döneminde sultanların eşleri de sosyo-politik hayatın içerisindedirler.

Ahilikte erkeklere, “eline, beline, diline sahip ol” öğüdü verilmişse, Bacıyan-ı Rum teşkilatı içindeki kadınlara da, “aşına, eşine, işine sahip ol” öğüdü verilmiştir. Böylece Anadolu coğrafyasında Türk ailesi temel alınarak sağlam bir cemiyet hayatı oluşturulmuştur. El sanatları arasında yer alan çadırcılık, keçecilik, boyacılık, halı ve kilimcilik, dokuma ve örgücülük, nakışçılık ve çeşitli kumaşların imal edilmesi alanlarına da kadınlar yöneltilmiştir. Anadolu Bacıları, Ahilerin kadınlar kolu olarak sadece mesleki alanda çalışmamış yetim ve kimsesiz genç kızları himayesine almış, onların eğitimleri, ev-bark sahibi olmaları ile de ilgilenmişlerdir. Bunun dışında kimsesiz ihtiyar kadınların bakımı gibi birtakım sosyal hizmetlerde bulunmuşlar, maddi sıkıntı içinde olanlara yardım elini uzatmışlardır.

Bacıyan-ı Rum teşkilatları Türk kültürünün ve İslam anlayışının hanımlar arasında yayılmasını da hızlandırmıştır. Türk kadını hem toplum hem de devlet içerisinde bir değere sahiptir. Günümüz toplumunda zaman zaman görülen kadına karşı şiddet olayları kadınla erkeğin tıpkı bir elmanın yarısı gibi birbirini tamamlayan parçası olduğunun şuuruna varmamış insanlar tarafından yapılan münferit olaylar olarak değerlendirilmelidir. Zira kültürümüzde kadın ile erkek birbirinin tamamlayıcısıdır. Kadınlara ve kızlara günümüzde de toplum içerisinde hak ettiği değer verilmelidir. Çünkü yeni yetişen nesli eğiten, onları geleceğe hazırlayan da kadınlardır.


BEKİR ERDEM

Kaynak: DinHizmetleri.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol